Müziği yalnızca bir ifade biçimi değil, aynı zamanda bir yaşam dili olarak gören Gözde Ançel ile hayatın, sanatın ve notaların ardındaki hikâyeyi konuştuk.
Sanatçının iç dünyasına uzanan çok özel röportaj ;
- Mühendislik eğitimi almış biri olarak bugün geriye dönüp baktığınızda, müzik üretiminizde analitik düşüncenin izlerini görüyor musunuz?
G.A.- Mühendislik bana disiplin ve problem çözme becerisi kazandırdı. Şarkılarımda ise önce duygu geliyor; analitik tarafım o duyguyu en doğru şekilde anlatmama yardımcı oluyor.
- Şarkılarınızda güçlü duygular hissediliyor. Bir şarkının doğuşu sizde önce duygu olarak mı, yoksa cümle olarak mı başlıyor?
G.A.- Yaşadığım bir duygunun içinden bir cümle, bir melodi çıkıyor ve bir şarkının kapısını açıyor. Hiç plan yapmıyorum; şarkılar bana hep ansızın geliyor.
- Buray ile uzun yıllara yayılan yaratıcı iş birliğiniz Türk pop müziğinde özel bir yere sahip. Bu uyumu siz nasıl tanımlıyorsunuz?
G.A.- Müziğe aynı yerden bakıyor olmamız ve birbirimize güvenmemiz bu uyumun en önemli sebeplerindendi. Benim şarkılarımdaki duygu ve ifade biçimi onun ses tellerinde karşılığını buldu. Sanırım dinleyiciye geçen samimiyet de tam olarak buydu.
- Yazdığınız şarkılar milyonlarca insanın hayatına dokunuyor. Dinleyicilerin farklı anlamlar yüklemesi sizi şaşırtıyor mu?
G.A.- Çok oluyor. Bazen anlatmak istediğim duygudan bambaşka anlamlar çıkarıyorlar. Sonra dönüp onların kulağından dinleyince, kendi şarkımı yeniden keşfetmiş gibi oluyorum. Çoğu zaman onların hissettiği, benim anlatmak istediğimden bile daha güzel geliyor bana.
- Bir besteci olarak sizi en çok etkileyen şey nedir; yaşanmışlıklar mı, gözlemler mi, yoksa hayal gücü mü?
G.A.- Ben kendimi bildim bileli ruhumda bir bayram havası var. Dışarıdaki hayat içimdekiyle uyuşmadığında Kış Bahçeleri'ne dönüyorum, uyuyorsa da Alaz Alaz yanıyorum. Sanırım yazdığım her şarkı, iç dünyamla dış dünyanın birbirine değdiği o ince çizgide doğuyor.
- Günümüzde müzik çok hızlı tüketiliyor. Sizce zamana direnen bir şarkıyı kalıcı yapan temel unsur nedir?
G.A.- Hadi bir şarkı yazayım.' diye kaleme koşmak değil; şarkı geldiğinde kalemin peşinden koşmaktır bu işin sırrı.
- Melbourne'de yaşadığınız yıllar sizi hem insan hem sanatçı olarak nasıl dönüştürdü?
G.A.- Melbourne'e telekomünikasyon alanında yüksek lisans yapmak için gittim. Sonrasında güzel bir kariyerim oldu ama içimde hep melodiler dolaşıyordu. Ailemden ve sevdiklerimden uzakta geçirdiğim yıllar, yaşadığım kayıplarla birlikte beni kendime daha çok yaklaştırdı. Belki de içimdeki melodiyi ilk kez orada gerçekten duydum.
- Şarkılarınızda güçlü kadın anlatıları hissediliyor. Bu bilinçli bir tercih mi, yoksa doğal bir yansıma mı?
G.A.- Aslında bilinçli bir tercih değil. Yazdığım her hikâye bana ait olmayabilir ama şarkılarımdaki cümleler, günlük hayatta kendimi ifade ediş şeklimle birebir örtüşüyor. Ben konuşurken de şarkı yazarken de aynı insanım.
- Bir şarkıyı tamamladığınız anda onun hit olacağını hissettiğiniz oldu mu? Olduysa hangi şarkıda?
G.A.- Sahiden'i sabaha karşı dörtte bitirmiştim. Sözü de melodisi de bir gecede çıktı. Yazarken o kadar ağlamıştım ki kendi kendime, 'Ben bile ağladıysam bu şarkı mutlaka birilerine dokunacak.' dedim. Bu arada kolay ağlayan biri değilim.
- Bugüne kadar yazdığınız eserler arasında sizin için en kişisel ve en cesur bulduğunuz şarkı hangisi?
G.A- Ben şarkılarımda hiç cesur olamadım. Hep içimde 'Acaba fazla mı söyledim?' diyen bir ses vardı. O yüzden hiçbir şarkımı kendim kadar cesur bulmuyorum.
- Sizce söz yazarları hak ettiği değeri görüyor mu? Siz bu konuda nasıl hissediyorsunuz?
G.A.- Eskisine göre söz yazarları daha görünür ama hâlâ yeterli değil. Günlerce, bazen sabahlara kadar üzerinde çalıştığınız bir eserin, zamanla başkasının hikâyesiymiş gibi sunulması insanın içinde tarif etmesi zor bir boşluk bırakıyor. Oysa bir şarkının görünen bir sesi varsa, görünmeyen bir kalbi de vardır.
- İnsanlar sizi daha çok başarılı şarkılarınızla tanıyor. Peki sizi en iyi anlatan ama yeterince keşfedilmediğini düşündüğünüz eser hangisi?
G.A.- Şu an üzerinde çalışıyorum. Adı 'Ben Bu Kıza Çok Özür Borçluyum.' Sanırım bugüne kadar en çok kendimle konuştuğum şarkı olacak.
- Yapay zekâ ve dijital teknolojilerin yükseldiği bir dönemde insan duygusunun müzikteki yeri sizce nasıl değişecek?
G.A.- Yapay zekâ müzik üretebilir ama yaşanmışlık üretemez. Var olan melodileri ve sözleri harmanlayarak yapılan eserler elbette dinlenebilir ama gerçek ruhlardan çıkan şarkıların bıraktığı izi taşıyamaz.
- Bugün genç bir müzisyen ya da söz yazarı size gelip 'Nereden başlamalıyım?' diye sorsa ona vereceğiniz ilk tavsiye ne olurdu?
G.A.- Kendin gibi anlat derdim. Çünkü karşımda konuşurken kurmadığın bir cümleyi şarkında söylüyorsan, dinleyici onu mutlaka hisseder. Samimiyetin alternatifi yok.
- Tüm başarılarınızı düşündüğünüzde, yıllar önceki halinize söylemek isteyeceğiniz tek cümle ne olurdu?
G.A.- Hayallerini küçültmeye çalışan herkesten uzak dur. Çünkü bazen insanın duyduğu en tehlikeli ses, en yakınından gelen sestir.
- Bugün başarıyı nasıl tanımlıyorsunuz?
G.A.- Eskiden başarı benim için şarkılarımın milyonlara ulaşmasıydı. Bugün ise bir şarkı çaldığında, insanların 'Bunu Gözde Ançel yazmış.
