Elveda Amerika: Hem Sahada Hem Masa Başında Kaybettik!
Bizim için 2026 Dünya Kupası perdesi ne yazık ki çok erken, çok acı ve arkasında devasa bir hayal kırıklığı bırakarak kapandı. Slogandaki gibi "tarih yazmaya" gittiğimiz Kuzey Amerika topraklarından, boynumuz bükük ve içimiz buruk dönüyoruz.
Ancak bu turnuva sadece aldığımız kötü sonuçlarla değil, küresel futbol endüstrisinin bize attığı o büyük tokatla da hafızalarımıza kazınacak. Biz bu turnuvada sadece rakip takımlara elenmedik; FIFA’nın reyting hesaplarına, yayıncı kuruluşların insafsız saat dilimlerine ve futbolun o kirli endüstriyel çarklarına da elendik.
Gelin, bu erken vedanın ve arkasındaki büyük adaletsizliğin muhasebesini yapalım.
Uykusuz Gecelerin, Sabaha Karşı Kurulan Alarmların Ahı
Bu ülkenin insanı günlerce fedakarlık yaptı. Sırf milli takımını, o ay-yıldızlı formayı dünya sahnesinde görebilmek için sabahın 6’sında,7’sinde alarmlar kuruldu, uykular bölündü, gözler çapaklı şekilde ekran karşısına geçildi.
Peki ne için? İngiltere, Fransa, Almanya veya İspanya gibi Avrupa’nın elit ülkeleri kendi evlerinde prime-time’da (akşam saat 19.00 - 24.00 arasında) televizyon karşısına kurulup keyifle maç izlesin diye! Onların maç saatleri tıkır tıkır Avrupa’ya göre ayarlanırken; bizim gibi ülkelerin maçları ya Amerika’nın kavurucu öğlen sıcağına ya da kendi insanımızın sabaha karşı yatağından fırlayacağı saatlere kurban edildi. Futbolun patronları parayı ve reytingi seçti, bizim coşkumuzu ve emeğimizi ise hiçe saydı.
Sahadaki Ruhsuzluk ve Hazırlıksızlık
Madalyonun diğer yüzünü de dürüstçe konuşmak zorundayız. Evet, saatler adaletsizdi, şartlar zordu ama sahaya koyduğumuz performans da bu büyük fedakarlığın karşılığı olamazdı. Kağıt üzerindeki jenerasyonumuza, elit liglerde oynayan oyuncularımıza baktığımızda bu erken veda tam bir fiyasko.
Sahada ne bir taktik planımız vardı ne de o bildiğimiz, bizi biz yapan "milli takım ruhu". Rakip kim olursa olsun reaksiyon gösteremeyen, fiziksel olarak ezilen ve daha da acısı elenirken bile isyan edemeyen bir takım izledik. Biz ekran başında kahrolurken, sahada o formanın ağırlığını hissedemeyen dağınık bir görüntü vardı. Ne yazık ki turnuvaya zihnen de bedenen de hiç hazırlanamamışız.
Endüstri Kazandı, Futbolun Ruhu Öldü
Bu Dünya Kupası bize bir kez daha gösterdi ki: Modern futbol artık taraftarın veya sporun saf ruhu için oynanmıyor. Tamamen reklam verenlerin, dev yayıncıların ve sponsorların mutluluğu üzerine kurulu mekanik bir şov bu.
Avrupalı devler pastadan aslan payını alsın diye turnuvanın tüm çilesini, uykusuzluğunu ve zorlu şartlarını "diğerleri" çekiyor. FIFA milyarlarca doları yine kasasına koydu, Avrupa televizyonları reyting rekorları kırdı; olan yine sabahın köründe kalkıp ülkesinin peşinden koşan cefakar taraftara oldu.
