VURGUNCULAR, LALE SİNEMASINDA…
Son yıllarda en hızlı enflasyon yaşayan kavramlardan biri "mağduriyet" oldu.
Artık herkes mağdur. Yanlış karar veren de mağdur, bile isteye risk alan da mağdur, uyarıları görmezden gelen de mağdur. Oysa mağduriyet ile tercih aynı şey değildir. Bu iki kavramı birbirine karıştırdığımız anda hem gerçek mağdurların sesini bastırıyor hem de bireysel sorumluluğu ortadan kaldırıyoruz.
Özgürlük, sadece istediğini yapabilme hakkı değildir; yaptığın seçimin sonucunu üstlenebilme olgunluğudur.
İnsan bazen yanlış kişiyi seçer. Yanlış işe girer. Yanlış yatırım yapar. Yanlış arkadaşlık kurar. Bunların her biri hayatın doğal parçasıdır. Fakat bir tercih, otomatik olarak mağduriyet üretmez. Çünkü tercih ederken sahip olduğumuz irade, sonuçlarla karşılaştığımızda da bizimle kalmalıdır.
Bugün sosyal medyada sıkça karşılaştığımız bir refleks var: Her olumsuz sonucun sorumlusu mutlaka dışarıda aranıyor. Kimse "Ben yanlış hesap yaptım." demiyor. Kimse "Bu riski ben aldım." demiyor. Bunun yerine herkes hikâyesini, başrolünde kendisinin olduğu bir mağduriyet senaryosuna dönüştürüyor.
Elbette gerçek mağduriyetler vardır. Şiddete uğrayan, ayrımcılığa maruz kalan, hakkı gasp edilen, hukuksuzluğa uğrayan insanlar vardır ve onların mücadelesi tartışmasızdır. Ancak bilinçli tercihlerimizin doğal sonuçlarını da aynı kategoriye koymaya başladığımızda kelimelerin anlamını aşındırıyoruz.
Her seçim bir ihtimaldir. Her ihtimal de beraberinde bir risk taşır. Risk alırken cesur görünenlerin, sonuç kötü çıktığında yalnızca mağdur kimliğine sığınması tutarlı değildir.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey şudur: Sorumluluk, özgürlüğün bedelidir.
Hayat bazen adil davranmaz; buna kimsenin itirazı yok. Ama hayatın her sert sonucu da adaletsizlik değildir. Bazıları yalnızca kendi kararlarımızın doğal yansımasıdır.
Toplum olarak empatiyi büyütmeliyiz; fakat empati ile sorumluluğu birbirine karıştırmamalıyız. Çünkü gerçek mağduriyetleri görünür kılmanın yolu, her tercihi mağduriyet olarak pazarlamaktan değil; gerçekten haksızlığa uğrayanlarla, yanlış kararlarının bedelini yaşayanları birbirinden ayırabilmekten geçiyor.
Kısacası, tercih başka şeydir; mağduriyet başka.
İkisini aynı kefeye koyduğumuz gün, hem adalet duygusunu hem de bireyin kendi hayatına karşı duyduğu sorumluluğu kaybetmeye başlarız.
