Beyin ve Bağırsak Dedikodu mu Yapıyor?
'Bütün hastalıklar bağırsakta başlar.' sözü, bugün hâlâ sıkça dile getirilir. Bu sözün Hipokrat’a ait olduğu söylenir. Gerçekten Hipokrat'a mı ait kesin olarak bilemesek de modern bilim bağırsakların sağlığımız üzerindeki etkisinin düşündüğümüzden çok daha büyük olduğunu artık ısrarla söylemektedir. Hatta bugün hepimiz bağırsaklar için kullanılan "ikinci beyin" ifadesini neredeyse her gün duyuyoruz. Bilimsel açıdan baktığımızda ikinci beyin olarak tanımlanan yapı aslında bağırsağın kendisi değil, bağırsak duvarında yer alan Enterik Sinir Sistemi'dir. Bu olağanüstü sinir ağında 500 milyon civarında sinir hücresi bulunur. Ayrıca beyin ve omurilikten bağımsız sindirimi büyük ölçüde kendi başına yönetebilir ve beynimizle sürekli iletişim hâlindedir üstelik beynimizle sürekli iletişim hâlindedir; hatta kendi dilleriyle konuştuklarını bile söyleyebiliriz. Bu nedenle bilim insanları ona "ikinci beyin" benzetmesini yapmaktadır. Bağırsaklarımızla ilgili ilginç bir bilgi daha paylaşalım. Anne karnında hayatımıza başladığımızda 20-25 gün arasında kalbimiz yaşamın ilk işareti olarak atmaya başlar ve 4. haftada ilkel bağırsağımız ve muhteşem sinir ağı oluşmaya başlar. Yani bugün "ikinci beyin" olarak tanımlanan bu enterik sinir sistemi, daha anne karnında ilk haftalarda görevine hazırlanmaktadır.
Peki bağırsak ile beyin gerçekten konuşuyorlar mı? Evet. Bilim dünyası bu iletişime bağırsak-beyin ekseni adını veriyorlar. Bu eksen sayesinde beynimiz bağırsaklarımızı, bağırsaklarımız da beynimizi etkileyebiliyor. Enterik sinir sistemini ve beynimizdeki nöron bağlantılarını dev bir telefon ağı gibi düşünebiliriz. Bağırsak ile beyin arasındaki iletişimde sinir hücreleri konuşan kişilerse, taşıdıkları elektriksel ve kimyasal sinyaller de bu konuşmanın kelimeleridir. Bu bedensel muhteşem dil sayesinde heyecanlandığımızda karnımıza ağrılar girebiliyor, önemli bir sınav öncesinde mide bulantısı yaşayabiliyor ya da uzun süreli stres bağırsak düzenimizi bozabiliyor. Yani hissettiklerimiz sadece beynimizde değil, bağırsaklarımızda da karşılık buluyor. Aşık olduğumuzda karnımızda uçuşan kelebekler beynimiz ile bağırsaklarımız arasındaki hızlı ve güçlü iletişimin bize hissettirdiği bir duygu aslında ama biz yine de bu profesyonel nöronal iletişimin romantik, keyifli ve heyecanlı tarafında kalmayı tercih edelim. Bir başka sohbetimizde aşık olmanın fizyolojisini de konuşalım diyelim ve bağırsaklarımızın bizim için önemine geri dönelim.
Bağırsaklarımızın görevi yalnızca besinleri sindirmek de değildir. Trilyonlarca faydalı mikroorganizmaya ev sahipliği yapar ve bağışıklık sistemimizin önemli bir bölümü de bu bölgede görev yapar. Bu misafirlerimiz aslında belki de beden evimizin gerçek ev sahipleri de olabilir. Çünkü sağlıklı bir bağırsak yapısı; güçlü bir bağışıklık, düzenli sindirim ve genel sağlık için önemli bir temel oluşturur. Bu bol sıfırlı rakamlara karşılık gelen mikroorganizma topluluğu bizim beden ekosistemimizde sağlığımız için sürekli çalışır. Elbette tek başına bütün hastalıkların nedeni bağırsaklar değildir; ancak sağlığın önemli yapı taşlarından biri olduğu tartışmasız kabul etmeliyiz.
Yaşadığımız modern tabir edilen hayatımızın güncel en büyük sorununun stres bağımlı günler geçirmemiz olduğunu hepimiz kabul ediyoruz. Sürekli stres altında kaldığımızda etkilenen sadece ruh hâlimiz değildir. Beynimizden bağırsaklarımıza ulaşan sinyaller, bağırsak hareketlerini, sindirimi ve hatta bağırsaklarımızda yaşayan faydalı mikroorganizmalarımızı bile etkileyebilir. Uzun süre devam eden stres, bağırsak florasının dengesini bozarak faydalı bakterilerin azalmasına ve dengesizliğin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle stres yönetimi, yalnızca ruh sağlığımız için değil, bağırsak sağlığımız için de önemlidir. Belki de "İçime dert oldu.", "Karnıma taş oturdu." veya "Heyecandan mideme kramplar girdi." gibi yıllardır kullandığımız deyimler, bağırsak ile beyin arasındaki güçlü ilişkinin günlük hayattaki en güzel örnekleri olabilir. Ne dersiniz?
Belki de yıllardır sağlığımızı kalbimiz, akciğerimiz ya da beynimizde aradık ama usulca çalışan en önemli organlarımızdan birini yeterince dinlemedik. Oysa bağırsaklarımız vücudumuzu besleyen, bağışıklığımızı destekleyen, beynimizle sürekli iletişim kuran ve yaşam kalitemize yön veren büyük bir ekosisteme ev sahipliği yapıyor. Sağlıklı bir yaşam belki sandığımız kadar karmaşık olmayabilir; doğru beslenmek, hareket etmek, stresimizi yönetmeyi öğrenmeye çalışmak ve bedenimizin bize verdiği sinyalleri dinlemek atılacak en değerli adımlar olabilir.
Kalbimiz hayatımızın ilk günlerinde atmaya başlıyor. Beynimiz bize düşünmeyi, hayatta kalmayı ve yaşamayı öğretiyor olabilir. Ama belki de bağırsaklarımız bize hissetmeyi, duyguların bedende yansımasını duyumsamayı ve yaşamla uyum içinde kalmayı öğretiyordur. Bu yüzden bir dahaki sefere "İçime doğdu", "Karnıma taş oturdu" ya da "İçime sindi" dediğimizde, bedenimizin bize anlattığı bu sessiz dili biraz daha dikkatli dinleyelim. Çünkü bazen vücudumuz, biz fark etmeden bizimle konuşuyor olabilir. Ne dersiniz?
