Nedir bu ecza işi ?
Merhaba, ben bir eczacıyım. Zaman zaman sizlerle bu köşeden sohbet etme fırsatı bulacağım. Bana bu imkanı verdiği için “Bültenizmir”e binlerce teşekkürler.
Biraz meslekten söz edeyim size. Eczacılığın yazılı tarihini binlerce yıl öncesine uzanır. Antik Mısır’daki MÖ 1500lü yıllara dayanan tıbbi papirüslerde çok sayıda reçete, bitkisel ilaç benzeri karışımların bulunduğunu biliyoruz. Eczacılığın dünyada en bilinen sembollerinden biri, hepimizin aşina olduğu Hygieia Kasesi’dir. Hygieia, Yunan mitolojisinde sağlık ve hijyen, hastalıklardan korunma ile ilişkilendirilen tanrıçadır. Aynı zamanda tıbbın tanrısı Asklepios'un kızıdır. Hijyen kelimesinin kökeni de bu tanrıçaya dayanır. Mitlere göre Asklepios’un tapınaklarında kutsal yılanlar yaşardı ve deri değiştirmeleri de yenilenmenin, iyileşmenin simgesi kabul edilirdi. Hygeia ise elinde şifalı karışımlar bulunan bir kase taşırdı. Böylece iki sembol birleşti yılan, şifa ve yenilenmenin; kase de hazırlanan şifa kaynağını ifade eder bir sembol oluştu. Yılanın bir asaya dolandığı Asklepios'un asası tıbbı, yılanın bir kaseye dolandığı Hygieia Kasesi ise özellikle eczacılığı simgeler.
Eğer mitolojinin daha da gerisine, insanlık tarihinin en eski şifa anlayışına gidersek, "ilaç" kavramı şamanlarla birlikte çok farklı bir anlam kazanır. Yazının henüz olmadığı dönemlerde hastalık yalnızca bedensel bir sorun olarak görülmüyordu. Şamanik dönemde birçok yerli kültürde şaman hem hekim hem ruhani lider hem de bitkilerin bilgini sayılırdı. Şamanlar bitkinin bir ruhu olduğuna inanır, şifayı veren gücün yalnızca bitkinin kendisinden değil doğa ile olan ilişkisinden geldiği düşünülürdü. Aslında ilk eczaneler doğaydı diyebiliriz. İnsanlık, hastalıklarla mücadelesinde önce doğayı gözlemledi. Bitkileri, mineralleri ve hayvansal kaynakları kullanarak edindiği deneyim, zamanla modern ilaçların geliştirilmesine ilham verdi. Örneğin söğüt kabuğunu ağrı için kullanmışlardı ve biz bugün biliyoruz ki bu uygulamalarının bir kısmının güçlü biyolojik temelleri vardı. Söğüt kabuğundaki salisin, daha sonra Aspirin geliştirilirken ilham veren doğal bileşiklerden biri oldu. Dolayısıyla modern ilaçların önemli bir kısmı ya doğrudan doğadan elde edilmiş ya da doğadaki moleküller örnek alınarak tasarlanmıştır. Günümüz eczacılığı yani modern eczacılık, bitkisel gözlemlerden beslenmiş olsa da bugün etkisini kontrollü deneyler, doz hesapları ve güvenlilik çalışmalarıyla değerlendirir. Modern eczacılık farmakoloji, klinik araştırmalar ve kanıta dayalı bilimle çalışır.
Eczacılık tarihinin en önemli isimlerinden biri de bugünkü İzmir sınırları içinde doğmuştur. Modern eczacılıkta hâlâ kullandığımız 'galenik preparat' terimi, adını Bergamalı (Pergamon) Galen'den alır. Yaklaşık 1900 yıl önce Bergama'da yetişen bu büyük hekim Galen, ilaç hazırlamayı sistematik hâle getiren ilk büyük isimlerden biridir. Bitkisel, hayvansal ve mineral kökenli ilaçları sınıflandırmış; ilaçların nasıl hazırlanacağını ayrıntılı biçimde yazmış; merhem, krem, şurup, tentür ve macun gibi birçok formun hazırlanmasına ilişkin yöntemleri standartlaştırmıştır. Galen’e göre bir ilacın tedavi edici gücü yalnızca içerdiği maddelere değil, aynı zamanda nasıl hazırlandığına ve hangi formda sunulduğuna da bağlıydı. Bu yaklaşım, bugün ilaç hazırlama ilkelerinin temelinde hâlâ yaşamaya devam eder.
Bütün bu tarihsel yolculuk bize şunu gösteriyor: Eczacılık yalnızca ilaç raflarından ibaret değildir. Eczacılık; doğayı gözlemleyen insanın merakıyla, mitolojinin sembolleriyle, kadim şifa gelenekleriyle ve modern bilimin güvenilir yöntemleriyle şekillenmiş köklü bir sağlık mesleğidir.
İlk yazımda sizlere bu uzun yolculuğun kapısını aralamak istedim. Bundan sonraki yazılarda ilaçları, hastalıkları, sağlıklı yaşamı ve eczacılığın hayatımıza dokunan yönlerini birlikte konuşacağız. “Çünkü sağlık, çoğu zaman hastalandığımızda değil; bilinçli seçimler yaptığımız anda başlar.”
